Overblog Suivre ce blog
Editer la page Administration Créer mon blog
/ / /

        ( Bu yazı 2010'da yazdım. Bugün, Mart 2011'da,  azaldı, ama ikinci sayfa'dan itibaren maalesef,  gene çıkıyor...)

 

Ağustos 2011 : memnunum,, durum değişti !

 

      Meşhur bir sanatçı üzerinde internette araştırma yapmak için arama motorunun penceresine ‘’Ünlü Türk Kadınları’’ diye yazdım ve tuşa bastım. Bilgisayarımın ekranında bir sürü internet sitesi adresi belirdi. Tek tek incelemeye başladım.

O ne? Beşinci satırdan itibaren:

 

“ünlü Türk kadınlarının çıplak p♀rn♀ları"

"s♠k♠ görüntüleri”,

“p♀rn♀ videoları”,

“çıplak  s♠k♠”,

“sanatçıların s♠k♠ videosu”

 

        Ağır küfür sayılacak kelimelerle anlatılan sitleri geçiyorum.

Ve böyle 58 sayfa.


Doğu Güzeli, 1906."Doğu Güzeli, 1906"

 

         Tabi kan beynime sıçradı.

         21.yüzyılda değil miyiz?

         Ninelerimiz var olmak için savaşmadı mı?


      İşte bakın internette ufak bir araştırma bile bize bazıları için hala kadının adının olmadığını gösteriyor. Nur içinde yat Duygu Hanım.

 

       Aslında Türkiye’ de kadının toplum içindeki yerini düzeltme ve yaşam şartlarını iyileştirme çabaları 1870 yılında başladı ve Atatürk döneminde iyice hız kazandı. O zamandan beri kanunlar gelişti ve Türk Kadını yavaş yavaş çalışma ve eğitim özgürlüğüne kavuştu.  

        Bu kadar gelişimden sonra kadın hakları konusunda bu gün neredeyiz? Valla bilemedim.

        Türkiye’ dede Avrupa’ da olduğu gibi bazı durumlarda insanların düşünce yapıları mevcut kanunların seviyesine ulaşmamış durumda. Çünkü kadınların yaşam şartlarının düzeldiğini düşünebileceğimiz bu devirde öyle olaylar ve söylemlerle karşılıyoruz ki bir anda Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi kadın yine bir eşya bir hizmetçi hatta erkeğe bağımlı ikinci sınıf bir insan haline getiriliyor. Bu p♀rn♀ sitlerinde de kadının ünlü olabilmesi ancak vücudunun kullanılması ile mümkünmüş gibi gösteriliyor.

 

Yayımcı Au Bon Marché, n.546, 1909.Yayımci "Au bon Marché", 1909

       

          Bazen televizyonların da olay yaratmak ve reyting arttırmak için, kadının ikinci sınıf insan olduğunu söyleyen, kadının gelişimini, bu gün geldiği noktayı tartışmaya açmak isteyen insanlara gönüllü olarak yer verdiklerini söyleyebilirim.

        Bu ayın başında Fransa’ da tüm televizyon kanallarında çok eşliliğin iyiliklerini savunan biri konuşup durdu. Devrimizin önemli bir felesefecisi veya Millet Meclisi başkanıymış gibi konuşan bu kişi sadece marjinal biriydi. Kadınlar bu konularda çok dikkatli olup bu tür söylemlere prim tanımamaları gerek. Kadın haklarını savunmak erkek düşmanı olmak değildir. Erkekler arkadaşlarımız, babalarımız,çocuklarımızdır. Onları seviyoruz. İki cins birbirini tamamlıyor. Biz onlarsız onlar bizsiz yapamazlar.Ama ninelerimizin annelerimizin savaşarak bizlere kazandırdığı bu günkü yaşamı elimizden almak isteyenlere karşı dikkatli olmalıyız.

        Bu bana Frnasız İhtilali sırasında yaşanmış hüzünlü bir hikayeyi hatırlattı.

"Kadına darağacına çıkma hakkı tanınıyor; öyleyse kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır" diyen Olympe de Gouges ‘’Erkek ve Yurttaş Hakları Bildirisi’’ Fransız meclisinde kabul edildikten sonra O da ‘’Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirisi’ diye bir yazı yayımladı.

 

Olympe-de-Gouges3        Sonu ne oldu ?

1793 yılında kafası giyotinle kesildi. Suçlama aynen şöyleydi  ‘’Bu kadın erkeklik taslıyor,erkek-kadın, bu küstah Olympe De Gouges politika yapmak için ev işlerini terk edip kadınlara haklar talep ediyor.’’

        Yirminci yüzyılın başından beri kadınlar gözlerini açtı. En geri kalmış bölgelerde dahi olsalar biliyorlar ki gerektiği gibi değerince ve gururla yaşamak gerek hayatı. Mesela Anadolu kadınına hayranım. Her şeyi yaparlar. Çocuklarla onlar uğraşır, tarlada çalışırlar, hayvanlarla uğraşırlar, dikiş dikerler, nakış işlerler, evlerini çekip çevirirler. Kısaca her şeyi yaparlar. Bunun doğal neticesi olarak evlerinde söz sahibidirler. Anadolu’ya yapmış olduğum sayısız seyahatlerde bu kadınlarla uzun uzun konuşma şansım oldu. Hele bir keresinde o kadınlardan biri beni tepeden aşağı süzdükten sonra : “Sizi kıskanıyorum demişti.’’ Ben de her halde kiyafetimi ve parmaklarımdaki yüzükleri kıskandığını sanmış ama yinede sormuştum. Niye? Cevap bana bu kadınların ayrı bir bilgeliğe sahip olduğunu göstermişti : "Çünkü taa uzaklardan buralara kadar geldiniz, bizse bu köyden başka bir yeri bilmeyiz, hiç bir yerlere gidemiyoruz. Keşke sizin gibi bende gezebilsem.”

Tüm dünya bilmelidir ki kadınların eski zamanlarda yaşadıkları hayata geri dönmeye hiç niyetleri yok. Kadın hakları konusunda kadın erkek tüm insanların bardağın yarısı dolu deyip gurur duyacaklarına, yarısı boş bardağı sıkı takip etmeleri gerek...

 

Bu yazı, N-T Hayat Gazetesinde yayınlandı, Eylül 2010

 

BENİM KİTAPLARIM : link

 

Gita ilan[1] Mahperi 4

Partager cette page

Repost 0
Published by

Présentation

  • : Gisèle Durero-Koseoglu, écrivaine d’Istanbul
  • Gisèle Durero-Koseoglu, écrivaine d’Istanbul
  • : Bienvenue sur le blog de Gisèle, écrivaine vivant à Istanbul. Complément du site www.giseleistanbul.com, ce blog est destiné à faire partager, par des articles, reportages, extraits de romans ou autres types de textes, mon amour de la ville d’Istanbul, de la Turquie ou d'ailleurs...
  • Contact

Gisèle Durero-Koseoglu Blog 1

  • Gisèle Durero-Koseoglu Blog 2
  • La Trilogie d'Istanbul : Fenêtres d’Istanbul, Grimoire d’Istanbul, Secrets d’Istanbul. La Sultane Mahpéri, Mes Istamboulines, Janus Istanbul (avec Erol Köseoglu).
Contributions : Un roman turc de Claude Farrère, Le Jardin fermé, Un Drame à Constantinople...
  • La Trilogie d'Istanbul : Fenêtres d’Istanbul, Grimoire d’Istanbul, Secrets d’Istanbul. La Sultane Mahpéri, Mes Istamboulines, Janus Istanbul (avec Erol Köseoglu). Contributions : Un roman turc de Claude Farrère, Le Jardin fermé, Un Drame à Constantinople...

Livres de Gisèle Durero-Köseoglu

2003 : La Trilogie d’Istanbul I,  Fenêtres d’Istanbul.

2006 : La Trilogie d’Istanbul II, Grimoire d’Istanbul.

2009 : La Trilogie d’Istanbul II, Secrets d’Istanbul.

2004 : La Sultane Mahpéri, Dynasties de Turquie médiévale I.

2010 : Mes Istamboulines, Récits, essais, nouvelles.

2012 : Janus Istanbul, pièce de théâtre musical, livre et CD d’Erol Köseoglu.

2013 : Gisèle Durero-Köseoglu présente un roman turc de Claude Farrère,  L’Homme qui assassina, roman de Farrère et analyse.

2015 : Parution février: Sultane Gurdju Soleil du Lion, Dynasties de Turquie médiévale II.

 

 

 

Recherche

Pages + Türkçe Sayfaları