Overblog Suivre ce blog
Editer la page Administration Créer mon blog
/ / /

Nişantaşı sokaklarında Çingenelerin uçları kırmızı toplarla süslü demetleri “kokinalar, kokinalar” diye bağırarak sattıklarını gördüğümde içimi tatlı bir özlem kaplar. Cannes’da geçen çocukluk yıllarımdaki Yeni Yıl şenliklerini anımsarım.

ANGE NOEL 2

Annem ve babam daha aralık ayı başında yılbaşı gecesinin hazırlıklarına başlarlardı. Önce yeşil mercimekler çimlenmeleri için nemli pamukların üzerine konur, ayın son gününe kadar boylarının on santimetre kadar uzaması beklenirdi, çünkü bu bolluk simgesiydi. Şiir ve sanat aşkı, yıl boyunca çalıştığı işletmedeki müdürlük görevinin zorunlulukları nedeniyle bastırılmış olan babam sonunda tutkularından biriyle ilgilenme fırsatı bulurdu.

 

noel-3_edited.jpgResim fırçaları ve boya tüpleriyle eve kapanır, tüm camların üzerine, çam ormanındaki bir şalenin gece resmini, şamdanların ışığında ren geyiklerinin çektiği lekesiz karlar üzerinde kayan kızakları, odun toplayan küçük çocukları, kırmızı giysili Noel Baba’yı resmederdi.  Biz çocuklar da babamın pencerelerin üzerinde yarattığı bu düş dünyasına hayran olabilmek için içeri girebileceğimiz ânı sabırsızlıkla beklerdik. Daha sonra annem ağaçları süslemek için kullandığımız renkli topların ve kâğıtların konduğu karton kutuyu bodrumdan çıkarır, bu arada babam da gerçek bir çam ağacı satın almak için çarşıya giderdi. Ağaç reçine kokardı ve öyle büyük olurdu ki dallarına süsler asabilmek için yüksek bir merdiven gerekirdi. Süsleme toplarının hepsi rengârenk, ipince camdandı. Öyle inceydiler ki paketlerini açarken bazen kırılırlardı. Ağacın süslenmesi neşe dolu unutulmaz bir törendi.

 

 

Bu süslemeler bittikten sonra evde her akşam müzik setinden çıkan yeni yıl şarkıları çınlardı. Annem ve babam artık tek bir konudan, yılbaşı gecesi için hazırlanacak yemeklerden söz ederdi. Çünkü her zaman yapılmayan, çok özen isteyen nadir yemeklerden oluşan bir sofra hazırlamaya çalışırlardı. Örneğin et olarak asla hindi pişirilmezdi. Bunu çok sıradan bulurlardı. Bir hafta kırmızı şarapta bekletilmiş horoz eti, ya portakallı ördek ya da Kralın avcıbaşısı’nın hazırladığı gibi güzel bir sosla, geyik eti pişirilirdi.

 

noel 1          

Sonraki günlerde annem şenlik gecesi için evi ve masayı süsleyecek tüm bezekleri hazırlamaya başlardı. Çam kozalaklarını yaldızla boyar, sonra çobanpüskülleri, kırmızı kurdeleler ve taşlarla birlikte bunları taç biçiminde masaya yerleştirirdi.  Gece yarısından sonra yenmek üzere dondurmalı portakallar da hazırlardı. Bunun için portakalların içini bir kaşıkla tamamen boşaltır, kabukları buzlukta dondurur, meyvenin suyu ve etli kısmı ile bir tür dondurma yapar, daha sonra bunu, boşalttığı kabukların içine doldurur ve yeniden buzluğa koyardı.

 

images-copie-1Resim : Internet

 

Yılbaşı akşamı için yemeğin hazırlanışı annemi ve babamı bir hafta uğraştırırdı. Çünkü kalabalık bir aileye ziyafet vermek için gerekli tüm alış verişi yaptıktan sonra bu kez de yemeklerin hazırlanmasına başlamak gerekirdi. Yemek her zaman Fransız usulü hazırlanırdı yani yemeklerin sıralaması o düzene göre olurdu. Önce istiridyelerle mezeler, ardından sıcak bir başlangıç yemeği, daha sonra sebzeli et ya da balık son olarak peynir tabağı ve kütük şeklinde yapılmış geleneksel yılbaşı pastası. Bir başka tutkusu da yemek yapmak olan babam ünlü aşçılar tarafından yazılmış kitaplarda okuduğu yemek tariflerini kendine göre değiştirip uygulayarak kendini “Büyük Aşçı”  gibi gösterme fırsatını kaçırmazdı.

 

ange noel 2       

Yılın son günü sabah kalkınca sofrayı kurmak gerekirdi. Her zaman yemek yediğimiz masa yirmi beş kişiyi almayacağı için annem ve babam marangozlara altlarında V biçiminde katlanabilir ayakları olan büyük tahtalar yaptırmışlardı. Ve senede bir gün herkesin oturabilmesi için bunlarla uzun bir masa oluştururlardı. Yine senede bir gün kullanmak için bodrumda saklanan on beş sandalye de o gün yukarı çıkarılırdı. Annem çeyizinden kalma ortasında çiçek motifleri içinde adının ve soyadının baş harfleri de işlenmiş parlak beyaz damasko kumaşından büyük bir masa örtüsünü gömme dolaptan çıkarıp masaya serer, onu üç hafta boyunca hazırladığı tüm süslerle donatır, en güzel porselen yemek takımı ile sofrayı kurardı. Biz çocuklar ise ona masayı hazırlamakta yardım ederdik. Ama o her zaman bizim yerleştirdiğimiz sofra takımlarını yeniden elden geçirirdi. Çünkü hep yanlışlıklar yapar masayı savaş alanına döndürürdük. Oysa o protokol konusunda son derece titizdi.  Çatal bıçak ve kaşıklar yemek sırasına göre yerleştirilmeli ve tabağın iki yanına tam bir simetri oluşturacak şekilde konmalı, su bardağı şarap bardağının solunda ve aynı hizada olmalıydı.  Son olarak konukların oturdukları yeri hiçbir zaman rastlantıya bırakmayan annem tabakların üstüne babamın boyadığı her konuğun adı yazılı birer küçük karton koyardı. Öğlenden sonra babam istiridyeleri açardı. O zamanlar herkesin bir, iki düzine istiridye yemesi olağandı. Bu nedenle babam iki, üç saatte en az üç yüz istiridye açardı. 

 

noel 8 edited

  Davetlilerin gelişinden hemen önce annem giyinmeye gider, birkaç dakika sonra sabahın altısından bu yana dinlenmeden çalışmış olmasına karşın sanki tüm öğlenden sonrasını hazırlanmakla geçirmiş gibi çok zarif giysiler içinde geri gelirdi. Şömine tutuşturulur, masadaki mumlar yakılırdı.

  Çoğu zaman yılbaşı gecesinde daha romantik bir hava yaratmak için elektrik yakılmaz,  akşam yemeğinin şamdanların ışığında yenmesi yeğlenirdi. Gümüşler ve kristaller mumların ışığında pırıl pırıl parlardı. Yemek dört, beş saat sürer, sadece saat gece yarısını çaldığında herkes birbirine iyi yıllar dilerken kesintiye uğrardı. Pasta yendikten sonra müzik dinlemek için şöminenin çevresinde oturulurdu. Annem buzlu dondurmaları getirir, çocuklar uyuklamaya başlar ve uyurken Noel Baba’nın çam ağacının altına armağanlar bırakacağını düşünerek ayakkabılarını ağacın altına koyarlardı.

 

noel-11_edited.jpg 

Annem ve babam evlendikleri günden başlayarak 45 boyunca yılbaşlarını böyle kutladılar. Bunca çalışmanın ödülü tüm ailenin yemekler ve süslemeler karşısında dile getirdikleri hayranlığı duymak olurdu.

  Daha sonra yaşlandıklarında artık böylesine bir yorgunluğa yol açan hazırlıklara kalkışacak cesaretleri kalmadı. Başka hiç kimse de bu geleneksel şenliği sürdürmeye cesaret edemedi.


061 001


  Bugün babam artık yok, onunla birlikte yeni yılın şiiri de yok oldu. Artık camları boyayacak, iki metrelik çam ağacını süsleyecek ya da çobanpüsküllerini toplayıp demet yapmak için ormana gidecek hiç kimse yok. Bana geriye sadece aile öykülerine girmiş bu şenliklerin mutlu anısı ve gece yarısı herkesin ökse otunun altında birbirine sarıldığı masalsı gecelerin özlemi kaldı.

 

gui

Bu yazı N-T Hayat gazetesi'nde çıktı...

Gisele, İstanbul'lu fransız yazar, kitaplarım : link

Partager cette page

Repost 0
Published by

Présentation

  • : Gisèle Durero-Koseoglu, écrivaine d’Istanbul
  • Gisèle Durero-Koseoglu, écrivaine d’Istanbul
  • : Bienvenue sur le blog de Gisèle, écrivaine vivant à Istanbul. Complément du site www.giseleistanbul.com, ce blog est destiné à faire partager, par des articles, reportages, extraits de romans ou autres types de textes, mon amour de la ville d’Istanbul, de la Turquie ou d'ailleurs...
  • Contact

Gisèle Durero-Koseoglu Blog 1

  • Gisèle Durero-Koseoglu Blog 2
  • La Trilogie d'Istanbul : Fenêtres d’Istanbul, Grimoire d’Istanbul, Secrets d’Istanbul. La Sultane Mahpéri, Mes Istamboulines, Janus Istanbul (avec Erol Köseoglu).
Contributions : Un roman turc de Claude Farrère, Le Jardin fermé, Un Drame à Constantinople...
  • La Trilogie d'Istanbul : Fenêtres d’Istanbul, Grimoire d’Istanbul, Secrets d’Istanbul. La Sultane Mahpéri, Mes Istamboulines, Janus Istanbul (avec Erol Köseoglu). Contributions : Un roman turc de Claude Farrère, Le Jardin fermé, Un Drame à Constantinople...

Livres de Gisèle Durero-Köseoglu

2003 : La Trilogie d’Istanbul I,  Fenêtres d’Istanbul.

2006 : La Trilogie d’Istanbul II, Grimoire d’Istanbul.

2009 : La Trilogie d’Istanbul II, Secrets d’Istanbul.

2004 : La Sultane Mahpéri, Dynasties de Turquie médiévale I.

2010 : Mes Istamboulines, Récits, essais, nouvelles.

2012 : Janus Istanbul, pièce de théâtre musical, livre et CD d’Erol Köseoglu.

2013 : Gisèle Durero-Köseoglu présente un roman turc de Claude Farrère,  L’Homme qui assassina, roman de Farrère et analyse.

2015 : Parution février: Sultane Gurdju Soleil du Lion, Dynasties de Turquie médiévale II.

 

 

 

Recherche

Pages + Türkçe Sayfaları